23 09 2009

UZUN ZAMANDAN SONRA

          


                   HASRET YAHUT VUSLAT


                                          


                 Günlük hayatta özlemi anlatmak için  çokça kullana geldiğimiz kelimelerin başında herhalde hasret ve vuslat gelse gerektir.Uzun zaman oldu blogumda bir şeyler yazmayalı. Uzun zaman dediysem yaklaşık dört buçuk ay,  ki bu da yeterince uzun olsa gerek.Yazmaya çokça niyetlendiysem de bir türlü yazamadım işte.Hatta yazmaktan çok yazmama konusunda daha hevesli oldum galiba.Benim gibi biri için bu durum son derece normal karşılanmalıdır.Çünkü yazmak için depresif olmak gerekiyor, manik haldeyken de  bir şey yazmak gelmiyor içimden.Malum mevsim sonbahar, diğer bir ifadeyle ise hazan. Her ne kadar etimolojik olarak aralarında bir ilişki olmasa da hazan kelimesi bana her zaman hüznü çağrştırır. Fazlasıyla hüzünlendirir beni sonbahar, belki de bu hüznün nedeni; böyle bir eylülün sararmış son  günlerinde dünyaya gelmiş olmamdır.Hazan ve Hüzün ne güzel iki kelime... Belki de sonbahar ve hüzün üzerine yazmalıyım. Aslında daha önce  hiç mevsimi değilken ocak ayında Hüzün Üzerine Çeşitleme  diye, daha yazmış olduğum bir  şiir denemesi yayınlamıştım. O zaman yayınlamasaydım şimdi yayınlayabilirdim, acemilik işte. Herneyse yazmaya olan hasretimden bahsetmeye niyetli iken nerelere geldik.

                  Onu diyordum; aradan geçen yaklaşık beş aya yakın bu zaman dilimi, bende yazmaya olan hasretimi arttırmaktan başka bir şeye yaramadı.Çünkü şu yarım kalan gazeli tamamlayayım yahut şu konudaki fikirlerimi derdest edip yazayım derken bugünlere geldim.Sonuçta ne yarım kalan gazellerim ne de eksikleri olan yazılarım tamamlandı, ama koskoca bir yaz  mevsimi geldi geçti."Her hasretin umudu vuslata ermekmiş" derler, ben de öyle düşünüp tekrar klavye başına geçerek hasreti vuslata tahvil etmek istiyorum.Bundan böyle, bir aksilik olmaz ise daha sık ve birbirinden farklı konularda yazmak istiyorum.İnşaallah bu niyetimi gerçekleştirme fırsat ve imkanım olur. 
                Tabi şu da var; hep söylüyorum eskilerin bir sözü var marifet iltifata tabidir diye, İnsan yaptıkları takdir edildikçe yeni şeyler yapma iştiyakı ile donanır.Yok kimse, yapıp kıldıklarımızı ve çabalarımızı takdir etmez ve ilgi göstermezse hevesimiz ve yenilerini yapma heyecanımız-moda tabiriyle motivasyonumuz-kaybolur gider. Yazdıklarımı kim okur, okuyan-varsa- ne düşünür yazdıklarım hakkında onu da bilmek isterim.(Eminim herkes aynıdır)Belki de tüm bu yazdıklarım ve çabalarım ıssız çöllerde şarkı söylemek yahut ta vadide haykırıp sadece kendi sesinin yankısını duymak gibidir.Doğruyu söylemek gerkirse öyle olup olmadığını da merak etmiyor değilim.Umarım öyle değildir, eğer öyleyse üzülmemek elde değil. Hani Anadolu'da-bu gibi durumlar için söylenmez ama- bir laf vardır; "Oğlum Reşit kendin söyle kendin işit" diye.Benim bu çabalarım da bu kapsamda diye hayıflanmıyor değilim hani.Bütün  bu anlattıklarımdan sonra söylemeye gerek yok herhalde; hakkımda yazmanızı bekliyorum,eğer yorum yazmazsanız yani orada olduğunuzu bana duyurmazsanız varlığınızı nereden bilebilirim ki. Ses verin sesinizi duyurun. Artık ben çölde türkü çığran meczub olmak istemiyorum.Bu, meczubluğu yermem anlamına gelmez ama ıssız çöllerde dolaşmanın anlamsızlığını beyan içindir.


          Hepimizin çabalarının gerekli iltifata mazhar olması temennisi ile hoşçakalın...
                     

30
0
0
Yorum Yaz