08 05 2009

GAZEL II

                                                GAZEL Giriftarem bir belaya gayrı yoktur çare Nazar-ruba dilber kıldı kalbim pare pare Münzevi bikes bu alemde berhayat idim Nagah girdi  tir-i nazar dil-i bi karare Paymal oldu şerait-i insicam-ı hayat Meftun oluben nazende dilsuz-i şule bare Müştegildir  gönül  ol  dilber-i hayal ile Mahkumum aşufte-i nazenin sitemkare Mübteladır bir maraz-ı bi amane dilhun Yarab, insaf inayet eyle bi-vefakare                                                                        DİLHUN (Bursa-1993)GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLEÖyle bir belaya düşmüşüm ki,artık çaresi yokGözçeken güzel (bakışlarıyla) kalbimi param parça yaptıBu dünyada yalnız başıma kimsesiz bir hayat sürüyordum ki,Bakış okları ansızın kararsız kalbime giriverdi.                                                                            &n... Devamı

02 05 2009

GAZEL VE GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ

          İLK  YAZDIĞIM GAZEL VE GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ    Ben, eski dili  kullanarak yine eski söyleyiş ve uslupla yazmaya 1991 yılında ilk gazelimi yazarak başlamış oldum.Daha önce de kısa beyit ve dörtlükler de kaleme almıştım ama ilk dört başı mamur yazdığım gazeli bu sütunlarda daha önce yayınlamıştım.Fakat anlamını da yazmam konusunda uyarılar aldığım için tekrar yazıyorum.Bir farkla bu kez kısaca anlamını da beyit beyit altına yazarak.Bunları yazarken, gazelde yapmaya çalıştığım; tenasüb,teşbih  gibi bir takım divan edebiyatına özgü incelik ve sanatlara yer vermeyeceğim. Bu gazel temel tema olarak divan edebiyatının ana teması olan platonik aşkı anlattığı gibi şair aynı zamanda aşkın güzelliklerini anlatarak kişileri aşka cesaretlendimeye ve aşık olmaya çağırmaktadır.       Feryad-ü figanın yetişir mi ey dil-i zar      Heyhat nice oldun ser ta be kadem tarumar      Kifayet etmez seyr ü intizar unutma      Olmazdı cihande sanatkar yetseydi nazar      İç bade-i candan fariğ ol hirmanı aşktan      İnmez ki semadan mihr-i mah etme intizar       Yetişir ikrar eyle kim oldun dilharap     Göster cesaret merdüm ü cevher etsin intişar     Sabret olsa da hitamında inkisar-ı hayal     Nikbin ol daim,kılma imtina-i aşk, zinhar     Ey Dilhun, nafile iksar-ı kelam eyleme     Çün felah bulmaz adem-i kalbi bi karar                     &... Devamı

27 04 2009

YAVUZ SULTAN SELİM'İN DÖRTLÜĞÜ ÜZERİNE

                                                          YAVUZ'UN ŞİİRİNİN  ÖYKÜSÜ    Daha önce yazmış olduğum Yavuz Sultan Selim e nisbet edilen dörtlüğün hikayesini de anlatmak istiyorum.Ne kadar doğrudur bilinmez ama bu dörtlüğün yazılma hikayesi olarak bu anlatılır.Tarihsel bir ispatı olmasa da güzel bir hikaye olduğu için almayı tercih ettim.Bu hikayeyi yıllar önce dinlemiş fakat ayrıntılarını unutmuştum.Dörtlüğü yazdıktan bir süre sonra  internette bu öyküyle karşılaşınca hatırlayıverdim.Bilvesile hatırlama sebep olan arkadaşlara teşekkür ederim Hikaye şöyle; Rivayet olunur ki; Yavuz Sultan Selim meşhur Ortadoğu seferlerinden birisine çıkar ve Şam yakınlarında otağ kurar..Bir taraftan ordusunu toparlamakta diğer yandan da düşmanlarına gözdağı vermek istemektedir.Bu yüzden burada 3 ay kadar kalmayı murad eder.Bu arada da bir Türkmen kızı da, zaman zaman padişahin çadırına gelerek, otağın temizlik işlerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak ı gündelik işlerle meşgul olurmuş... Yine bir sabah temizlik için geldiğinde, Sultan Selim'i görmüş. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi aniden akıvermiş gönlünü kaptırmış ona.Bir gün, gözü, hünkâr çadırının direğine ilişmiş. Direğin üst kısmına şöyle yazmış "Seven insan neylesin" Yavuz Sultan Selim, otağina yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmiş," Bu da ne ola ki" diyerek uzun bir muhakemeden sonra, almış eline kalemi ş... Devamı

22 04 2009

FAYDASIZ YAZILAR

         CHUANG TZU'NUN PEŞİNDEN   Meyva vermeyen bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarını meyvasına tamâ edip kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, cok bükümlü bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar kesip biçmeye değer bulmaz böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz bir ağaç gibi faydasız olsun bu yazdıklarım. Odun olmaz bu ağaçtan desinler, yakmasınlar. Faydasız olsun, yine de bir ağaç gibi olsun bu yazdıklarım: Kökü toprakta; başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama uzak, kıraç bir ıssızlıkta bunalmış bir yolcu dibinde oturacağı, sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye ferahlarsa bu yeter. Çev: İsmet Özel Faydasız Yazılar   ... Devamı

21 04 2009

MUCBİR İZAHAT

                                                   ZORUNLU AÇIKLAMA          Yazdıklarıma dair almış olduğum tepkiler  üzerine bu açıklamayı yapma gereği duydum. Almış olduğum bu tepkilerden rahatsız olduğum değil aksine keyif aldığımın bilinmesini isterim.Hatta hem yazılarım hem de blog hakkında tüm okurlar yorum yaparlarsa sevinirim.En çok sorulan soru veye yanlış anlaşılma;yazdıklarımın kime ait olduğu yahut benim yazıp yazmadığım konusunda olmaktadır.Altında yazarı yazmayan her yazı ile DİLHUN ve PASBAN yazan her şey tarafıma aittir.Öte yandan nasıl yazdığıma dair soruların cevabı ise yok.Çünkü ben eski dil konusunda esasen ümmi bile sayılırım.Sadece tecessüs demem yeterli olur mu bilmem?İlginizi ve yorumlarınızı bekliyorum.Tekrar söylemekte fayda var ki; Marifet iltifata tabidir. Devamı

05 04 2009

HAN DUVARLARI'NIN İZİNDEN

      Faruk Nafız'ın Han Duvarları şirini bilmeyen yok gibidir. Hani "Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı" diye başlayan Faruk Nafız bu eserini destansı bir hava ile yazmıştır.Aslında bir nevi nesir olarak anlatılabilecek bir öyküyü çok güzel bir şekilde nazmetmiştir.Şiirle fazla teşne olmayanların lise yıllarından hatırlayacakları bu baştan ayağa lirizm kokan bu eserde; şair, İç Güney Anadolu'da Torosları aşarken  belirli bir güzergah boyunca yolcu hanlarının duvarlarında dörtlükler yazan ve sonunda bu hanların birinde ölüp giden bir veremli bir gencin; Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ın öyküsünü anlatır.Han duvarları şiirinin dramatik yönünü, şairin kahramanı olan bu veremli gencin ağzından kaleme aldığı bu üç dörtlük oluşturur.Zaten şiirin ölçüsü ile gencin ağzından yazılan dörtlüklerin ölçüsü tamamen farklıdır. Unutanlara veya uzun zamandır okumayanlara okumalarını tavsiye ederim.               Burada  Han Duvarları şiirinde şairin gencin ağzından duvarlara yazılmış gibi ifade ettiği dörtlükler :       "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan                        Baba ocağından yar kucağından           Bir çiçek dermeden sevgi bağından           Huduttan hududa atılmışım ben"              "Gönlümü çekse de yâ... Devamı

17 03 2009

ERDEM BEYAZIT VE ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

                  Bilmem   Erdem Beyazıt adını hiç duydunuz mu? Temmuz 2008 de kaybettiğimiz merhum,çok akıcı  ve etkileyici şiir yazardı.Kendisi son derece mütevazi ve sıcak kanlı bir insandı.Tam bir Anadolu yiğidi diyebileceğimiz mert,açık yürekli ve kelimeleri adeta konuşturan bir şair olarak adlandırılabilir.Yaklaşık 16  yıl önce kendisi ile  imza gününde konuşma fırsatı bulmuştum.Ortamın tenha olmasından istifade ederek  yaklaşık 45 dakika kadar sohbet etme imkanı bulmuştum. Bana çok ilgi gösterdi yanına oturttu  ve şiire olan merakımdan ve yazdıklarımdan dolayı  iltifat etti.Bu  durum beni fazlasıyla memnun etmişti.Görüşmeden önce şiirlerinin hayranı idim.Bu görüşmeden sonra aynı zamanda kendisine de hayran olmuştum.    Şaire ait olan ve çokça bilinen şiirini aşağıya alıyorum.Bu şiirdeki lirizm,coşku ve tutam tutam Anadolu havasını fazlasıyla bulacaksınız.Zaman zaman bazı dizelerini mırıldanmaktan büyük keyif aldığım bu şiir adeta bu coğrafya insanının hayat akışının bir özeti gibi de algılanabilir.Aslında şiire konulan başlık bile şiirin içeriğini anlatması bakımından tek başına yeterli gibi duruyor.SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR''Telgrafın tellerini kurşunlamalı''Öyle değildi bu türkü bilirimBir de içime-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerekBazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelenHaberler bilirim mektuplar bilirim.Gamdan dağlar kurmalıyımKayaları kelimeler olanKırk ikindi saymalıyımKırk Gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarımaSaçlarının akışını anar anmaz omuzlarındanBaştan ayağa ıslanmalıyımGam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.İ&cce... Devamı

07 03 2009

MECZUP VE AŞIK

   Bütün şehir uykuda  Eminim sen de uyuyorsun.  Bir ben, bir de  sokakta bir meczup uyanık  Koskoca şehirde.  Kucağında bir kedi,  Başını okşayıp   Ninni söylüyor kedisine meczup  Saba bir ninni...   Nihavente kayar usulca   Sabaha yaklaştıkça.  Gündüzleri şehnazdır hepten yaşamı  Bense seni düşünüyorum.  Yapayalnız, odamda  Kirli bir çay bardağı   Tablalar dolusu izmarit ve   Onlarca buruşturulmuş kağıtlarla...   Devamı

04 03 2009

BÜYÜK ÜSTAD FUZULİ' DEN

     Eskiden lise ders kitaplarında yeralan (halen var mı bilmiyorum)  ve büyük bir kısmımıza eski şiirden ve aruzdan nefret ve bezginlik aşılayan şiirlerden bahsetmek istiyorum bugün biraz. Bu şiirler ki bir kısmımıza da -benim gibi olanlara- eski edebiyat keyfi  ve alışkanlığı aşılamıştır.Eski şiirle uğraşıp da bunları hatırlamamak ve yad etmemek olmaz.Onun için hem eski günleri hem de edebi şaheserleri anmak geldi içimden.Tabii ki aruz denince akla gelen ilk isimlerden biri -ismi ile hiç te müsemma olmayan- Fuzuli'dir.         Fuzuli'nin en çok  bilinen gazelini aşağıya alıyorum (günümüz türkçesiyle açıklamasını ise daha sonra ilave edeceğim).                             GAZELBeni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı?Kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsan,Niçin kılmaz bana derman beni bîmâr sanmaz mı?Şeb-i hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım,Uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı?Gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlı akar su,Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?Gamım pinhan dutardım ben dediler yâre kıl rûşenDisem ol bi-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı?Değilim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil.Bana ta’neyleyen gaafil seni görgeç utanmaz mı?Fuzûlî rind-i şeydâdır hemişe halka rüsvâdır,Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı?... Devamı

02 03 2009

ESKİDEN YAZILAN BEYİTLER

                                  BEYİTLERNagehan bitiverdi de ol rüya-i efsun Ne demekmiş bildim mana-i kelime-i dilhun*                                                                                      (1993)İftar-ı ruze-i aşk muhabbet-i zendir deEyvah kaldık yine  mahşere kadar ruzedar**                                                                           (1991)*    O sihirli rüya ansızın bitiverdi de        Dilhun kelimesinin manasının ne olduğunu anladım.  not:(mahlas dilhun ve dilhun içi kan ağlayan demek)**  Aşk orucunun iftarı bir kadın sevmektir de       Eyvah yine mahşere kadar oruçlu kaldık Devamı

14 02 2009

YAVUZ SULTAN SELİM VE AŞK

                                 Niçin eski şiir sorusunun cevabının bir kısmı; Büyük hükümdar ve sultanların ince ruhlu olmalarını sağlamasındadır. Yavuz gibi...                   Ne demiş Yavuz:          Merdümü dideme ne füsun etti felek         Giryemi kıldı hun, eşkimi füzun  felek        Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan        Bir  gözleri ahuya zebun etti  felek*     Yavuz gibi dünyaya hükmeden bir padişahın böyle güzel ve içli yazabilmesini sağlayan şey;Yavuz'un kendisi  kadar aruz ve eski söyleşin derinliklerinde gizlidir.       * Günümüz türkçesiyle;Beni felek nasıl büyüledi de ağlayışımı artırıp, gözyaşımı da kan etti felek,Aslanlar pençelerimin altında tir tir titrerken beni bir ahu gözlü güzele esir etti felek. Devamı

14 02 2009

AŞK KELİMESİNE DAİR

                    Aşk kelimesi nereden geldiğini hiç düşündünüz mü? bununla ilgili çok şey söylenir ki; bunların sayısı aşkın tarifi gibi sınırsız sayıdadır. Aşk kelimesinin kökeni ile ilgili size hoş bir hikaye anlatmak istiyorum.Tabi ki bu hikaye bana ve konseptime uygun olarak yine  eski devirlerden olacak.                 Rivayet olunur ki; Uzak diyarların birinde  muhtemelen diyar-ı hindistanda eski zamanlarda adına  aşaka denilen bir bitki varmış. Bu bitki bildiğimiz sarmaşığa benzermiş. Yani ortak yaşam süren bir bitkiymiş. Aşaka bir ağacın yanında topraktan çıkar ve ona  sarmaşık gibi sarılmaya başlarmış. Fakat sarıldıkça o ağacın gövdesine yapışır ve zamanla o ağacın gövdesinde erir ve ağaçla aynı olur ve kaybolup gidermiş... Zaten aşk da; kişinin, sevdiğinde herşeyiyle eriyip  kaybolup  gitmesi,  hemhal olması değilmidir?                    Onun içindir ki aşk kelimesi aşaka dan gelir derler eskiler... Devamı

29 01 2009

ESKİLERE DEVAM

                 GAZEL  Zannettim beyan-ı hakikatı tekebbür Bildim hakikatı, eyleyince tefekkür   Heyhat geç kaldım tefhim-i hayata yine Kısmet dahi olmadı bir naçar teşekkür   Rüya-i aşk ile sermest-ü mahmur idim Meserret imiş meğer neşve-i teessür   İbret al, Dakkın duuk olduğu bu alemde Çün eyler  de talih aleyhine tekerrür   Bir olsa bile beden ile lafız, yetmez Aslolan gönüllerde olmasın tagayyür   Madem ki Dilhun olmak vardı kaderde Nafileymiş hep fani dünyada tecebbür                                           Dilhun (  Bahar- 1994 / BURSA)      Günümüz Türkçesiyle   Gerçeğin söylenmesini kibirlenmek zannettim.(Biraz) düşününce anladım gerçeği.  Yazıklar olsun, hayatı anlamak için yine geç kaldım,  küçük bir teşekkür etmek dahi kısmet olmadı.  Aşk rüyası ile sarhoşluğun mahmurlundaydım, sevincim  üzülmenin neşesi imiş meğer*.  Çalanın çalındığı**bu dünyada ibret almak gerek, çünkü talih (kişinin) aleyhine tekrarlayabilir.  (Aşıkların) sözlerinin ve kendilerinin bir arada olması yeterli değildir, esas kalplerde ayrılık olmamasıdır.  Kaderde Dilhun olmak(içi kan ağlamak) varken , böbürlenmek boşunaymış fani dünyada. ---------------------------------------------------- * &nb... Devamı

28 01 2009

ESKİLERDEN

                             GAZEL  İntizar-ı fecr itiyadımızdır bizimMaziyi nisyan mutadımızdır bizim Zannedilir gülüşümüz meserrettir deOl kelam-ı ahır feryadımızdır bizim Müştekiyiz hayatın badirelerindenÇünkü alamat-ı naşadımızdır bizim Bekleriz yine ama gelmez ol bi vefaÇün bu kadere inkıyadımızdır bizim Dilhun-u garip girye-i eşk doluHeyhat a'lamız da nadanımızdır bizim                                      DİLHUN   ( OCAK  1994)... Devamı

10 01 2009

PUŞKİN'DEN OLAĞANÜSTÜ DİZELER

ŞAİRE Ey şair kulak asma sevgisine sen halkınO canım methü sena anlık gürültü geçerKuru kalabalığın gülüşünü duyarsınVe aptalın hükmünü; fakat metin ol,boşver Sen çarsın yalnız yaşa,yolunda yalnız yürüYürü,hür vicdanının seni çektiği yere,Olgunlaştır, sevgili meyveyi,  tefekkürü;Hizmetine karşılık bir mükafat bekleme. Her şey sendedir,sende; büyük mahkeme sensin;Eserine, elden çok, kıymet biçebilensin,Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun? Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana,Tükürsün, ateşini yakan, ulu mihrabaŞamdanını, çocukça öfkeyle, sarsadursun.                                              A.PUŞKİN ... Devamı

10 01 2009

NİÇİN PASBAN

  Eski şiirin siluetine benzer şeyler kaleme almaya başladığım 1991 de ki; ilk gazele benzer metni o tarihlerde yazmıştım, Dilhun (içi kan ağlayan-çok üzgün) kelimesini mahlas olarak kullanıyordum. Daha sonra aşağıda göreceğiniz beyti yazınca -yanılmıyorsam 2005 yılıydı- pasbanı tercih ettim. Pasban Farscada bekçi anlamına gelir.Bloga adını veren pasbanın öyküsü budur.Tarassut ettim de leyali visal-i yar içreMazide Dilhun idim şimdi müsemma-i Pasban  Günümüz türkçesiyle söylersek; "Sevgiliye kavuşmak için geceleri gözetleyip durdum, Eskiden dilhun (içi kan ağlayan üzüntülü) idim, şimdi bekçi olarak adlandırılıyorum.     ... Devamı

10 01 2009

YENİLERDEN

HÜZÜN ÜZERİNE ÇEŞİTLEME    Ne yazılır böyle zamanlarda, Berbat bir yağmur varken şehrin sokaklarında Yağmuru mu yoksa berbat sokakları mı bilmem.   Yağmur muydu iliklerime işleyip Beni ürperten Yoksa hüznün içimi ısıtan tarifsiz tadı mı? Belki de ayak sesleridir nikbin zamanların.   Yağmurlu bir erken sonbahar günü Ne verir insana hüzünden başka Doğduğunda hüzün mevsiminin içine düşen bana. Ben ki çokça yanmışım hüznün ateşiyle   Hüsn-ü aşk demiş Şeyh Galip Dede,  Hüzn-ü aşk mı desem acaba ben de  Tam açıklamasa da Ne kastettiğimi   Hüzün, hüznü çağrıştırır ancak, Başka şeyi değil Bendedir hüznün mayası ve formülü Çünkü doğmuşum hüzn-ü hazanın ortasında  Onun içindir ki adımla anılır oldu hüzün Şah çekti hüzün perisi  bana Mat olmaya razıyken Direnmek boşuna   Ey hüzün Gel, beni kuşat, işle içime Ruhumu ısıt, her hücremi doldur Hüzün soluyayım, Damarlarımda hüzün dolaşsın sadece Yap beni hüzün ülkesinin padişahı   Hak etmiyorsam şah olmayı, Öğret inceliklerini.. Olmadıysa eğer,al yanına Al ki; Mutluluğum taçlansın   ... Devamı